18 Şubat 2014 Salı

Gariplikler Ülkesi!!!

Biliyorum ki yazılarımı okuyanlar Lübnan'ın devamı nerede diye bekliyorlardır. Birkaç gündür üzerinde çalışıyorum fakat bugün izlediğim bir video ve okuduğum haberlerden sonra fikirlerimi yazmazsam olmazdı.

Video bir çocuğa alınan hediyeyle alakalı haber niteliğindeydi. Şimdi haberi yapılacak bir hediyeyse çok ilginç olmalı diyorsun. Sonuçta herkes bir şekilde birilerine hediye veriyor. Buna ülkeler arası kargolarla gönderilenlerden tutun da geçen gün benim yaptığım gibi telefon şarjının içindeki ince tellerden bileklik örüp hediye etmek dahildir. (Erkek kardeşim şarjını parçaladı da ondan kaynaklı.) İzlerken ne göreyim anne baba çocuklarına tekne hediye etmiş. Çocuk 13 yaşında. Tamam anladım zenginler, ki olabilir. Aile çalışıyor ve kazanıyorsa bundan doğal ne var değil mi? ancak acaba 13 yaşındaki bir çocuğa 100.000 dolarlık bir hediye etmek ne kadar normaldir?

Bu dünyada ne ilginçtir ki bazıları işte tekneye bakarken bazıları da onu hediye olarak alabiliyor. Garip değil mi? Bazılarımız gelecek kaygısı taşırken, acaba iyi bir şekilde yaşayabilecek miyim derken; bazılarımız da altın kaşıkla doğuyoruz. İşte bu durumda diyorsun ki adalet denen şey nedir? Hani dünyada herkes eşitti? Hani hepimiz aslında aynıydık? 

Bazıları çıkıp diyecek ki çocuk şanslı. Annesi ve babası zengin sonuçta. Ancak burada akla gelen soru şu o anne ve baba bir çocuğa böyle hediye etmenin nasıl sorunlara sebep olacağını bilmiyor mu?  

Biz bu kadar garibiz işte. Birileri çocuğuna ayakkabı alabilecek mi diye düşünürken birileri tekne hediye eder. İnsanlar burs bulabilir miyim diye çabalarken bazıları geçer har vurur harman savurur. Diyorum ya biz gariplikler ülkesiyiz. Ne yaparsın...Herkese iyi geceler ve umuyorum ki biz bu ailenin yaptığı hatalara düşmeyiz...

20 Ocak 2014 Pazartesi

KARARSIZLIK

Önünde 2 yol vardı. Sağ mı sol mu bilemeden tam ortalarında duruyordu. Ne geçip danışacağı biri vardı yanında ne de geçmişinde bakıp yardım alabileceği anıları...Bilinmez bir dünyada seçmesi gereken bir yol vardı. Başını çevirdi ve etrafına göz attı. Her taraf ağaçlarla kaplıydı. Metrelerce uzanan ama ne olduğu anlaşılmayan ağaçlar... Mevsimin sonbahar olduğunu anlamak zor değildi. Yapraklar kahverengiye dönmeye başlamıştı. Hatta en yakınındakinin önü doluydu. Dallardan düşen yapraklar... Bazıları yere varmıştı, bazılarıysa rüzgarla sonu belli olmayan bir yolculuğa çıkmıştı. O da işte nereye varacağını bilmediği bir yolculuğa başlamıştı. Tekrar önüne baktı. Seçmesi gerekiyordu. Ancak her insan gibi belirsizliklerden korkuyordu. Sürekli telkinlerden kaynaklanan korkular... Sonunu bilmeden yola çıkılmaması gerektiğini söyleyen kişilerle çevrilmişti çevresi her seferinde. Ve ne zaman bir karar alsa sürekli karşı çıkmalar. İşte bundan dolayı şu anda kararsızdı. Ne yapacağını bilmez durumdaydı... Karar alması gerekirken orada saatlerce durabilirdi. Sonunda zamanın farkına vardı ve yavaşça arkaya döndü. Vazgeçiyordu artık. Yapamazdı. Gidemezdi daha fazla. Bilmediği bir şeyi nasıl başaracaktı. Kendine güvenmiyordu ki...
 Tam adımını atacakken uzaklardan bir kuşun sesini duydu. Nerede olduğunu göremeyecek kadar uzaklardan... İşte o an bir nefes aldı ve ne seçerse seçsin sonunda kendi kararının olduğunu anladı. Olacaklar onun seçimiydi. İnsanların ne tepki vereceği veya onu eleştirecek olmaları yolundan alı koyamazdı. Yapabilirdi ve yapacaktı. Hayat değil miydi bu... Başarısız olsa da bir şekilde devam edecekti. Ve adımını attı. Sağ yoldan ilerlemeye başladı. Yolun sonuna kadar yürümek üzere....

16 Ocak 2014 Perşembe

YENİ???

Evet. Bugün yüksek lisans mülakatına girdim. Bu bir defterin kapatılıp yenisine başlandığının kanıtıdır aslında. Hayatımın belki de ilk mülakatıydı bu. Nasıl geçtiğini düşündüğümde aslında bir çok kişiye göre daha rahat geçti. Muhabbet ettik jüri ile. Neden yüksek lisans yapmak istediğimi bir tek sorguladılar. Onu da güzelce cevaplandırdım. Sonuçta nedenlerim belliydi. Neyse artık. Yeni bir adım daha...Bakalım neler olacak.

12 Ocak 2014 Pazar

Küçük Çocuk

Kapıdan her çıktığımda merdivenlere oturmuş ve somurtan bir çocuk görürdüm. Aradan tam 15 yıl geçti. Sabah saat 9'da çıkan ben ve o çocuk. Biz farkında olmadan arkadaş olmuştuk. Hiç konuşmasak da aslında paylaştığımız şeyler çok fazlaydı. Şimdi düşünüyorum da çocuğun yüzünü neredeyse hiç unutmadım. Masmavi gözleriyle yoldan geçen arabalara bakar ve sanki beklediği bir şey varmışcasına her seferinde morali bozulurdu. Bazen merak etmiyor da değildim acaba ne bekliyor diye. 
O küçücük ellerini yanaklarına dayar ve gözlerini yola dikerdi. Dediğim gibi her sabah bu şekildeydi. Bir gün sonunda onunla konuşmaya karar verdim ve dışarı çıktığımda selam verdim. İlk başta beni duymadığını sandım. Çünkü konuşmak şöyle dursun gözlerini yoldan ayırmıyordu bile. Sonra ben de yanına oturdum ve de tekrardan 'Merhaba' dedim. Başını çevirdi, gözlerimin içine baktı ve yüzündeki somurtuk ifade değişti. O da bana 'Merhaba.' dedi. Adını sordum. 'Kemal' dedi. Sonunda her sabah neden merdivende oturup beklediğini sordum. Yavaşça kafasını kaldırdı, gözlerimin içine baktı ve gözleri doldu. Ne olduğunu anlamadım. Sonrasında kalktım ve işime gittim.
Konuşmamızın üzerinden yaklaşık 2 ay geçtikten sonra merdivenlerde onu göremedim. İlk başta bunun normal olduğunu düşündüm. Ancak bir süre sonra endişelenmeye başladım. Her gün gelip orada merdivenlerde oturan çocuk artık yoktu. Neler olduğunu anlamadım. 
Sebebin ne olabileceğini düşünürken apartmanda konuşulanlar kulağıma geldi. Meğersem bu çocuk her gün yola değil hemen karşımızda bulunan parka bakıyormuş. En son babasıyla orada birlikteymiş ve o günden sonra babasını bir daha görememiş. Ve o gün, yani gelmediği gün... Babasını parkın girişinde gördüğünü düşünüp yola atlamış. O sırada çok hızlı gelen bir arabada çocuğa çarpmış. Sizin anlayacağınız çocuk ölmüş. Aslında çocuğa yalan söylemişler. Babası da onun gibi bir trafik kazasında ölmüş ancak bunu söyleyememişler. Uzun lafın kısası son güne kadar babasını beklemiş gerçekte. Tam 15 yıl oldu bunu öğreneli ve hala dışarı çıkarken her zaman oturduğu basamağa gözlerim takılır. Aslında özlüyorum onu. Sonuçta o benim arkadaşımdı. Düşünüyorum da acaba kaç kişi hatırlıyordur bu çocuğu.Cevap açık, neredeyse kimse. Sanırsam bugünde uyumaya gitme vakti. Kalemi bırakıp yatağa girmem lazım. Ama kendimi o çocuğu düşünmekten alamıyorum. Hayat bu işte..Bazen asla unutamayacağız hatıralarınız, arkadaşlarınız olur. Benim arkadaşım da oydu. Yarın sabah kalkıp kapıdan çıktığımda keşke görsem onu...Görebilsem ve ona üzülmemesini diyebilsem. Fakat bu şansım yok.... Mavi gözlü çocuk, iyi geceler. Gülümsüyor musun acaba şu anda?

5 Ocak 2014 Pazar

Kaybedilen Umutlar!!!

Öyle bir an gelir ki her şeyden yılarsın. Yıkılırsın. Savaşmaktan, uğraşmaktan. Önemi yoktur ne kadar mutlu olduğunun. Ne diyebilirsin ki. Önüne çıkan engellerden dolayı umutsuzluğa düşersin. Neden bu haldeyim diye kendini sorgularsın... Sorgulamaktan vazgeç, çünkü yapılamayacak çok şey var...

24 Aralık 2013 Salı

Bu Bir İlk!!!

Hazırlıkla beraber koca 5,5 yıllık üniversite hayatımda ilk kez bir ders için sabahlayacağım. Sanırsınız ki ders bölümün en zor dersi. Külliyen yalan, aslında her gün kullandığımız dilin üniversitede ders olarak okutulması sonucunda dersin finali var işte. Peki neden sabahlıyorum acaba? Sorumsuzluktan mı derseniz, buna cevabım tabi ki de hayır!! Ancak hocanın finalde sorumlu tuttuğu 23 makale ( aralarında 30 ve üstü sayfa sayısına sahip olanalar var!) ve notlardan dolayı şu andaki durumdayım...
  Şimdiye kadar 2. kahvemi içtim. Gecenin ilerleyen saatlerinde bir tane daha içerim gibi duruyor. Bu arada finalimin sabah on buçukta olması da çabası...Neyse artık, buna da şükür..Sonuçta o kadar makale okunduktan sonra birazcık uyku deyip kafayı masaya yaslayacağımı biliyorum!!! KALDI 13!!!

9 Kasım 2013 Cumartesi

VE.....SON!!!

Ne kadar gülersen gül eninde sonunda inanılmaz bir boşluğun içine düşersin. Farkında olmadan kaybedenlerden olursun!
Bazen elini uzatıp sana gülümseyecek birine ihtiyaç duyarsın. Fakat öyle bir an gelir ki artık yalnızlıkların sarmaladığı dünyandan dışarı çıkamazsın.
'Seni özledim.' cümlesini duymak istersin, özlenmek istersin. Ancak artık kimsenin seni özlemediği vakitler gelmiştir.
Sırf kendin olduğun için sevilmek istersin. Ne var ki asla olmayacaklar listesinin başındaki maddeyi istemek anlamsız gelir sana.

VE sonunda o uçuruma gelirsin. Yok olmak ya da hiç var olmamış olmak istersin. Kendi hayallerinin yakılıp yıkıldığını görmediğin bir dünyanın varlığını istersin. Bilirsin ki o dünya asla olmayacaktır.
Yok olmanın tek tercih olduğu zaman elinde kum taneleri misali kayıp giden umutlarının peşinden koşturamayacak kadar güçsüz ve yorgun bir şekilde ayağını kaldırır ve atarsın kendini umutsuzluklar / karanlıklar denizine. Yok olacağını, unutulacağını ve bir daha hiç hatırlanmayacağını bilerek yaparsın bunu. Sebebini asla bilemeyeceklerdir. Sadece bir manşet ya da kısa bir yazı olacaksın. Geriye bir şeyden kalmadan tarihin sayfalarına seni de gömecekler...Her zaman yapıldığı gibi...

Son bir kez bakarsın arkana ve bırakırsın kendini. Rüzgar saçlarını uçurur ve ....