Güneşin yüzüne vurmasıyla uyandı. Gerindi. Kendine gelmesi lazımdı. Saçı başı illaki dağınıktı. Ne de olsa deli dolu uyumuştu bütün gece. Başını uzandığı yerden çıkardı ve etrafına baktı. Her zamanki gibi her yeri dağıtmıştı. Kollarını açtı ve yataktan çıkması gerektiğini fark etti.
Odasından çıktığı anda burnuna muhteşem kokular geldi. Acıktığını anladı. Birileri kahvaltı hazırlıyor diye düşündü. Kim olduğunu merak etmedi de değil. Nasıl olsa birazdan mutfağa girince öğrenirdi. Yemek masasının üstünde bir kaç çeşit gözüne çarptı. Birisi gerçekten de onun sevdiği şeyi yapmıştı. Nefis görünüyordu. Yavaşça mutfağa seğirtti. Kendisinden önce uyanana selam vermek için. Bu mutfak kapısından hiç hoşlanmasa da eli mahkum onunla uğraşmak zorundaydı. Açılması zor olan bir kapı sonuçta. O küçük bir canlı ve bundan dolayı da kolay kolay kapıyı nasıl açsın. Bunu evin en yetkilisi olan anneye bir şekilde söylemeliydi aslında. Her sabah mutfağa girerken o kapıyı itmenin kollarını nasıl acıttığını ve bundan dolayı da kahvaltı sırasında çok huysuz olduğunu.
Kapıyla uğraşması her zamankinden kısa sürdü. Kokuları takip ederek ocağın önünde olan kişiye yaklaştı. Yavaşça ağzını açtı ve 'Miyav!' dedi. Tekrardan miyavladı 'Nasılsın?' demek için. Aynı odayı paylaştığı arkadaşıydı. Arkadaşı döndü ve gülümseyerek 'Günaydın uykucu!' dedi.
İşte bir günü daha başlıyordu. Kahvaltıdan sonra ne yapacağına karar verecekti ama önce banyo yapmalıydı. Temizlik her şeyden önce gelirdi değil mi??