Susuz kalmış çorak toprak gibiydi gönüller. Bir gülümsemeye aç minicik yüzler... Savaşın geriye bıraktığı yıkıntılar arasında oynayan daha 7 yaşına girmemiş çocuklar. Belki de en çok onlar savaşmanın sebebiydi. Daha güzel bir dünya diyerek atılan ilk taştan sonra tam tamına geçen 3 yıl... Elimizde kalan hiçbir şey yok. Umut mu dersiniz. Hiç olmamıştı ki... Kim olduğumuzu unutalı mı? Biz hiç bilemedik kim olduğumuzu. Hep karşımıza çıkanlarla kimlik oluşturduk. Gerçekten adımızın ne olduğunu bile bilmeden geçen yıllar ve sonunda belki dediğimiz anlar... Ne oldu sonunda derseniz koca bir hiçlik... Başladığımızdan daha kötü durumdayız. Gün geçtikçe yenilmiş olduğumuz gerçeğiyle yaşamanın nasıl bir şey olduğunu anlamaya çalışıyoruz. Bir gün, belki de bir gün bunu başarabilecek ve geriye bakmayacağız. Keşke demeyeceğiz, o taşı hiç atmasaydık da buna hiç başlamasaydık... Niçin mi? Etrafına bir bak insanoğlu.. İlk başta din adı altında çıktı savaşlar ve yıkımlarla geçti yüzyıllar...Sonra kapalı kapılar ardında tüketmeye odaklanmış olan bir canavar gibi kendimizden başkasını düşünmez olduk. Hep daha fazlasını istedik ki mutlu olalım. Bulduk mu peki? Cevabı koca bir 'Hayır!' değil mi? Kaçırma gözlerini. Suçluluk duygusu mu? Sen de ne arar? Sonrasında dayanamadın bu seferde herkes benim gibi olsun diyerek yıktın yaşadığın gezegeni. Ne geçti ki eline.. Sadece çığlıklarını içine gömen insancıklar.Geriye hiçbir şey kalmadı ki... Bak duyuyor musun sesleri. Bunlar ne benim ne senin çığlığın. Bunlar o yıkıntılar arasında oynayan çocukların çığlığı. Ne mi oluyor? Belki bir yerde bomba patladı, belki de kurşunlar atılıyor. Kim bilebilir ki.. Yok muydu çözüm? Bilmem, biz bunun içine doğmuşuz aslında. Beni veya diğerlerini bu hale getiren sizdiniz. Şimdi de bana sormak çok cesaret verici... Neyse gitmem lazım. Nereye mi? Bilmem ya savaşmaya ya da birinin cesedini kaldırmaya...Başka ne yapabilirim ki? Elimizde seçenek mi var? Eğer var diyorsan bana gösterir misin? Yoksa bırak gideyim ki sen görmezlikten gelmeye devam edebilesin...