1 Eylül 2015 Salı

Son Günlerde BEN....

Merhaba...

Uzun bir aradan sonra buraya yazmaya devam ediyorum. Bazen kendime kızıyorum bundan dolayı...Ne kadar yoğun olsam da yazmaktan asla vazgeçmemem gerektiğini söylerdi babam...Ancak olsun. Sonuçta yazmak biraz da ilham isteyen bir iş...

Neyse efendim...Yeni bir dönem başlıyor. Artık son noktaya gelmek üzere olduğum bir yüksek lisansla meşgulüm. Belki de hayallerimin peşinde koşmaya artık daha yakınım...Kim bilir ne olacağını değil mi...

Yakın bir zamanda Kore'ye seyahat ettim. Çok güzel arkadaşlıklar kazandım ve anılarla döndüm. Bana kattıklarıyla yeni bir yol haritası çizeceğim. Aslında bir kapı oldu benim için. Ve bu kapıyı da aralama vakti geldi de geçiyor bile....

4 Nisan 2015 Cumartesi

Hayaller? Özgürlük? Koca Bir Yalan!!

Susuz kalmış çorak toprak gibiydi gönüller. Bir gülümsemeye aç minicik yüzler... Savaşın geriye bıraktığı yıkıntılar arasında oynayan daha 7 yaşına girmemiş çocuklar. Belki de en çok onlar savaşmanın sebebiydi. Daha güzel bir dünya diyerek atılan ilk taştan sonra tam tamına geçen 3 yıl... Elimizde kalan hiçbir şey yok. Umut mu dersiniz. Hiç olmamıştı ki... Kim olduğumuzu unutalı mı? Biz hiç bilemedik kim olduğumuzu. Hep karşımıza çıkanlarla kimlik oluşturduk. Gerçekten adımızın ne olduğunu bile bilmeden geçen yıllar ve sonunda belki dediğimiz anlar... Ne oldu sonunda derseniz koca bir hiçlik... Başladığımızdan daha kötü durumdayız. Gün geçtikçe yenilmiş olduğumuz gerçeğiyle yaşamanın nasıl bir şey olduğunu anlamaya çalışıyoruz. Bir gün, belki de bir gün bunu başarabilecek ve geriye bakmayacağız. Keşke demeyeceğiz, o taşı hiç atmasaydık da buna hiç başlamasaydık... Niçin mi? Etrafına bir bak insanoğlu.. İlk başta din adı altında çıktı savaşlar ve yıkımlarla geçti yüzyıllar...Sonra kapalı kapılar ardında tüketmeye odaklanmış olan bir canavar gibi kendimizden başkasını düşünmez olduk. Hep daha fazlasını istedik ki mutlu olalım. Bulduk mu peki? Cevabı koca bir 'Hayır!' değil mi? Kaçırma gözlerini. Suçluluk duygusu mu? Sen de ne arar? Sonrasında dayanamadın bu seferde herkes benim gibi olsun diyerek yıktın yaşadığın gezegeni. Ne geçti ki eline.. Sadece çığlıklarını içine gömen insancıklar.Geriye hiçbir şey kalmadı ki... Bak duyuyor musun sesleri. Bunlar ne benim ne senin çığlığın. Bunlar o yıkıntılar arasında oynayan çocukların çığlığı. Ne mi oluyor? Belki bir yerde bomba patladı, belki de kurşunlar atılıyor. Kim bilebilir ki.. Yok muydu çözüm? Bilmem, biz bunun içine doğmuşuz aslında. Beni veya diğerlerini bu hale getiren sizdiniz. Şimdi de bana sormak çok cesaret verici... Neyse gitmem lazım. Nereye mi? Bilmem ya savaşmaya ya da birinin cesedini kaldırmaya...Başka ne yapabilirim ki? Elimizde seçenek mi var? Eğer var diyorsan bana gösterir misin? Yoksa bırak gideyim ki sen görmezlikten gelmeye devam edebilesin...

27 Mart 2015 Cuma

Kapıyı Çalan Geçmiş

Yıllardır duymadığım bir ad...Geçmişimde bıraktığım için asla üzülmediğim bir anı... İşte bu yağmurlu günde aklıma düşenler bunlar. O anları hatırladıkça ağlamamak için zor tutuyorum kendimi. Asla gün yüzüne çıkmaması gereken, söylenmemesi gereken sırlarımdan biri olmasına rağmen elimde tuttuğum zarf .. Üzerinde nerede görsem tanıyacağım el yazısı.. Yıllarca kabusum olan o kahkahalar... Korkuyorum,

Cama vuran yağmurun sesi dolduruyor odayı. Kaçışım canlanıyor gözümün önünde. Sadece bir hırkayla çekip gittiğim gün...Geçmişin tozlu raflarında beni bekleyen acılar..İstemiyorum. Zarfı açmamalıyım. Uzaklaşabilir miyim? Cevabı benden daha iyi kim bilebilir ki?

Zarf yere düşerken gözümden akan bir damla yaş. Vakti belki de geldi yüzleşmenin...Düşünülecek o kadar çok şey var ki...