9 Ocak 2013 Çarşamba

Asıl???


Uzun ve sessiz bir yolculuktu benimki.Sadece uzaktan izleme hakkına sahip bir insandım. Hayattan soyutlanmış, deli damgasını yemiş biri işte...İlk ne zaman bunu dediler hatırlamıyorum ki. Herkesten farklı olduğumun ben de farkındaydım ama bunu kabullenmek nasıl kolay olacaktı ki? Kendime bile ifade edemezken nasıl  insanlara söyleyecektim?İşte asıl ip burada kopmuyor muydu?
 İtiraf etme kararı almışken kendimi bir anda dört duvar arasında buldum. Beyazdı duvarlar ve hatta tek bir boya hatası olmayan beyaz duvarlardı bunlar. Hani bazen dersiniz ya odanın duvarları üstüme üstüme geliyor diye... Bu binanın sakinlerinin başka şansı yoktu. Onlar sürekli bu şekilde boğuşmak zorundaydılar. Duvarlar geliyordu üzerime, çığlık atmak istedim çoğu zaman ... Ve şimdi sadece uzaktan uzaktan normal olarak nitelendirilen insanların dünyalarını parmaklıklarımız arasından izlemek zorunda kalmaktayız... İzin verilen bu kadar bize. Peki hiç sordunuz mu siz kendinize asıl deli sizseniz nolacak???

1 yorum:

  1. Herkesin deli olduğu yerde akıllılar delidir.
    Doğal olan herkesten farklı olmaktır zaten, herkesin aynı olması eşyanın tabiatına aykırıdır. Bu yüzden deli de olsa doğal olandır.
    Eşyanın tabiatına uygun farklılıkların kabahat kabul edilmesi, dışlanması kokuşmuşluğun göstergesidir.
    ama en güzel şu şekilde ifade edebilirim..

    ....
    "Kendi gününün şafağında, seçilmiş ve sevilen insan Al Mustafa, tam oniki yıl boyunca Orphales şehrinde, gemisinin geri dönüp kendisini doğduğu adaya götürmesini bekledi.

    Ve onikinci yılda, hasat ayı olan Ielool'un yedinci gününde, şehir duvarlarından uzak bir tepeye tırmandı, denize doğru baktı ve gemisinin sisle beraber gelişini seyretti.

    O anda kalbinin kapıları açıldı ve sevinci denize doğru uzandı. Ve gözlerini kapadı, ruhunun sessizliğinde dua etti.

    Tepeden inerken bir hüzün hissetti ve kalbinde şöyle düşündü: "Nasıl huzur içinde ve üzülmeden gidebilirim? Hayır, ruhum yara almadan bu şehri terketmeliyim..

    Duvarlar arasında acı dolu geçen uzun günler, yalnızlık içinde uzun geceler; kim acıdan ve yalnızlıktan pişmanlık duymadan buradan kopabilir?

    Bu caddelere ruhumdan o kadar çok parça saçtım ki, özlemimin o kadar çok çocuğu bu tepelerde çıplak dolaştı ki, sıkıntı ve ıstırap çekmeden onlardan kendimi ayıramam...Bugün üstümden çıkardığım bir giysi değil, kendi ellerimle yırttığım derim, kabuğum...

    Geride bıraktığım bir düşünce değil, açlık ve susuzlukla tatlandırılmış bir gönül... Yine de daha fazla oyalanamam...

    Herşeyi kendine çeken deniz beni de çağırıyor; yola çıkmalıyım...

    Çünkü kalmak, saatler geceyle yanarken, donmak, kristalleşmek ve bir kalıba dökülmek demek... Buradaki herşeyi memnuniyetle yanıma alırdım, ama nasıl?

    Bir ses, dili ve ona kanat olan dudakları taşıyamaz. Boşluğu yalnız başına aramalı... Ve kartal, tek başına, yuvasını taşımadan Güneş'e uçmalı..."

    Tepenin yamacına eriştiğinde tekrar denize döndü ve baş tarafında kendi yöresinden gemicileri barındıran gemisinin limana yanaştığını gördü. Ruhundan kopan sözlerle onlara seslendi:

    "Kadim annemin oğulları, med-cezir süvarileri... Ne kadar sık benim rüyalarıma yelken açtınız. Şimdi benim uyanışıma geldiniz, ki bu benim en derin rüyam olmalı...

    Gitmeye hazırım ve şevkimin yelkenleri rüzgarı bekliyor.Bu durgun havadan sadece bir nefes daha alacağım, sadece bir bakış daha geriye, sevgi dolu...

    Ve sonra aranızda yerimi alacağım, gemiciler arasında bir deniz yolcusu olarak ben... Ve sen, engin deniz, uyuyan anne, nehrin, ırmağın özgürlüğü...

    Bu nehir sadece bir kıvrım daha yapacak, bu arazide bir kere daha çağıldayacak... Ve ben sana geleceğim, sınırsız okyanusa sınırsız bir damla..."

    Halil Cibran -Ermiş (Al Mustafa)

    YanıtlaSil