Ne kadar gülersen gül eninde sonunda inanılmaz bir boşluğun içine düşersin. Farkında olmadan kaybedenlerden olursun!
Bazen elini uzatıp sana gülümseyecek birine ihtiyaç duyarsın. Fakat öyle bir an gelir ki artık yalnızlıkların sarmaladığı dünyandan dışarı çıkamazsın.
'Seni özledim.' cümlesini duymak istersin, özlenmek istersin. Ancak artık kimsenin seni özlemediği vakitler gelmiştir.
Sırf kendin olduğun için sevilmek istersin. Ne var ki asla olmayacaklar listesinin başındaki maddeyi istemek anlamsız gelir sana.
VE sonunda o uçuruma gelirsin. Yok olmak ya da hiç var olmamış olmak istersin. Kendi hayallerinin yakılıp yıkıldığını görmediğin bir dünyanın varlığını istersin. Bilirsin ki o dünya asla olmayacaktır.
Yok olmanın tek tercih olduğu zaman elinde kum taneleri misali kayıp giden umutlarının peşinden koşturamayacak kadar güçsüz ve yorgun bir şekilde ayağını kaldırır ve atarsın kendini umutsuzluklar / karanlıklar denizine. Yok olacağını, unutulacağını ve bir daha hiç hatırlanmayacağını bilerek yaparsın bunu. Sebebini asla bilemeyeceklerdir. Sadece bir manşet ya da kısa bir yazı olacaksın. Geriye bir şeyden kalmadan tarihin sayfalarına seni de gömecekler...Her zaman yapıldığı gibi...
Son bir kez bakarsın arkana ve bırakırsın kendini. Rüzgar saçlarını uçurur ve ....
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder