Nefret! Kendinden, hayatından, hayallerinden… Takılmış maskeleri gördükçe; insanların nasıl kendilerini sakladıklarını, imparatorluklarını kurmak için yok oluşlara sürüklediklerini anladıkça ortaya çıkan his…
Umut! Ama neye karşı? Veya ne için? Kendini bir gün daha nefes almaya zorlayabilmek için mi yoksa maskeler oluşturup saklanan güruhun bir parçası olmak için mi?
Sevmek! Neden birini veya bir şeyi sevme zorunluluğu hissedersin ki? Boyna geçen bir kemendin sanki dünyanı aydınlatıyor olmasını neden kabullenirsin ki?
Aşk! Belki var olan en acımasız yolculuk… Düşünmeni engelleyen bir uyuşturucuyu isteyerek kabul etmenin sorumluluğunu nasıl alabilirsin ki? Hayatını yok edebilecek bir dünyanın parçası olmayı istemek neden bu kadar önemli senin için?
Kıskançlık! Başkalarının başarılarına sevindiğini söylerken yalanlarla kirleniyor olmayı istemek bu kadar kolay mıdır gerçekten? Niçin kalbinin siyahlığını güzel sözlerle süslemeye çalışırsın ki?
Merhamet! Belki de en büyük yalan… Gözlerinin önünde gerçekleşenleri değiştiremiyorken üzüldüğünü haykırmak neyin çabası?
Empati! Tiyatro gibi değil midir bu? Hayat adlı piyeste başkalarına verilen rolleri yapabileceğini söylemenin kibarcası değil midir?
Asıl soruyu hiç düşündün mü? Kendini; bu hisleri yaşamak isterken yok ettiklerini sorguladın mı? Bencilliğini, umursamazlığını, kötü düşüncelerini hikâyenin bir parçası yaparak çevrendekileri kullanmaya çalışıp kendini suçsuz görmek için uğraşmak… Çıkardığın savaşlara, yok ettiğin hayatlara baktın mı hiç? Masumiyeti kabahat kabul edip gözlerin para hırsı bürümesini sağlarken bir gün bedenin dağılacağını hayal ettin mi? Hiç sordun mu kendine? Yok olsam, veda etsem neler olurdu diye? Kendini silebilmenin hediye olmasını kabul etseydin olur muydu? Ve bir gün nefes almayı bırakmak ister misin? Benim cevabımı duymaya gerek yok… İnsan olmanın acısını yaşıyorum. Galiba benim için yolun sonu, bana katılır mısın bilmem… Veda etmeliyim; artık…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder