Uzun ve sessiz bir yolculuktu benimki.Sadece uzaktan izleme hakkına sahip bir insandım. Hayattan soyutlanmış, deli damgasını yemiş biri işte...İlk ne zaman bunu dediler hatırlamıyorum ki. Herkesten farklı olduğumun ben de farkındaydım ama bunu kabullenmek nasıl kolay olacaktı ki? Kendime bile ifade edemezken nasıl insanlara söyleyecektim?İşte asıl ip burada kopmuyor muydu?
İtiraf etme kararı almışken kendimi bir anda dört duvar arasında buldum. Beyazdı duvarlar ve hatta tek bir boya hatası olmayan beyaz duvarlardı bunlar. Hani bazen dersiniz ya odanın duvarları üstüme üstüme geliyor diye... Bu binanın sakinlerinin başka şansı yoktu. Onlar sürekli bu şekilde boğuşmak zorundaydılar. Duvarlar geliyordu üzerime, çığlık atmak istedim çoğu zaman ... Ve şimdi sadece uzaktan uzaktan normal olarak nitelendirilen insanların dünyalarını parmaklıklarımız arasından izlemek zorunda kalmaktayız... İzin verilen bu kadar bize. Peki hiç sordunuz mu siz kendinize asıl deli sizseniz nolacak???
İsyanların insanıydı. Kendisine ters olduğunu düşündüğü her şeye karşı tepkisini gösterirdi. Sanki bütün sorunlar onu bulurdu. Tartışılmasız bir şekilde hayal kırıklıklarıyla yaşamayı başarırdı. Hep derdi ' Yapamıyorum, göz ardı edip devam edemiyorum bu hayatta böyle şeyler gördükçe.'.
Ve 60 yıllık bir hayattan sonra dün gece gözlerini kapadı. İlk kez sesini çıkarmadan... Yüzünde bir gülümsemeyle gitti. Ölümden sonraki hayata inanıyor muydu bilemiyorum. Asla rengini belli etmez, yaşıyorsa bile içinden yaşardı. Şimdi gitti, kimin itirazlarına cevap vereceğim bundan sonra bilemiyorum.
Şu anda bulunduğum yer onun en çok sevdiği, oturup rüzgarı saçlarının arasında hissetmeye bayıldığı yer... Burada veda ediyorum sana. Gelemem cenazene, gücüm yok. 25 yıla yakın arkadaşlıktan sonra sana ancak buradan veda edebilecek gücüm var...Bana verdiğin her anı için sana teşekkürlerimi hiçbir zaman iletememiş olsam da...Umarım duyuyorsundur beni...
Belki bir zamanlar öyleydi.Yaşanması için ideal ve güzel bir gezegen.Peki ne oldu da bir anda tam tersini düşünmeye başladı insanoğlu?Daha doğrusu suçu kendilerinde aramaya ne zaman başlayacaklar?.Her geçen günle beraber birlikte yaşadığımız canlıların hayatlarını cehenneme çevirirken dönüştüğümüz tüketim topluluğu neye yarayacak merak etmekteyim.İnsanoğlu sadece çevresine zarar vererek daha ne kadar yaşayabilir ki? Sanki böyle davranmaya devam ettiklerinde hayat daha kolaylaşıyormuş gibi geliyor onlara.Aramızda tabi ki de duyarlı olanlar var.Ancak onların çabaları da yetmiyor.Çünkü gün geçtikçe doğal güzellikleri yok olan,havası grileşen ve güneşi ender olarak göreceğimiz bir dünyaya doğru gidiyoruz.Peki acaba çocuklarımıza böyle bir yaşam alanı mı bırakmak istiyoruz?İşte asıl sorulması gereken sorumuz bu.Aldığımız gibi bıraksak bu dünyayı ne olur acaba diye sormalıyız kendimize.Çocuklarımızın da yüzünü güneşe kaldırıp gülümsemesi için dünyayı daha yaşanabilir bir gezegen haline getirmeliyiz.Bu olduğu gün boşuna yaşanmamış bir hayata sahip olacağız.Umarım ki o günleri hepimiz görebiliriz.
40 yıllık bir çalışma hayatından sonra aslında yapmak istediklerinin bu şekilde olmadığını fark edenler vardır da pişmanlıklar dışında ellerinde bir şey kalmaz. Artık geriye dönüş olamayacağını düşünür ve yerlerinde kös kös otururlar. Sadece şanslarına lanet okur, yaşamlarını böyle sürdürmelerine sebep olanlara sövüp dururlar. Anlamadıkları kendilerinin düzeltebileceği şeyleri hep başkalarına yükleyip durmakta olduklarıdır.
Bunu zamanında fark etmiş biri ile tanıştım. Üniversite sıralarında otururken aslında orada olmaması gerektiği ve yapmak istediğinin bütün dünyayı dolaşıp fotoğraf çekmek olduğunu anlamış. İşte bunu fark ettiği anda her şeyi geride bırakmış.Ailesine, arkadaşlarına veda etmiş ve düşmüş yollara...Konuşurken gözleri dalıyor, gittiği yerleri hatırlıyordu. Odasının her yerinde çektiği fotoğraflar duruyordu.Küçük bir çocuğun gülümsemesi, batan güneşi altında birbirlerine sımsıkı sarılmış bir çift ya da uzaklara dalmış birileri...Böyle yüzlerce fotoğraf...
'Neden?Hiç mi korkmadınız bu kararı alırken?' diye sordum.Yavaşça gülümsedi.Tecrübelerle ışıl ışıl olmuş bakışlarıyla bana baktı ve ' Korkular seni engellemek içindir.' dedi.
Bütün hayatını böyle yaşamış ve hatta eşi bile kendisi gibi dünyayı görme tutkunu birisiymiş. Bir daha ki gelişimde tanışma öyküsünü anlatacağını söyledi. Hayatını dolu dolu yaşamıştı.Hiç pişman olmamıştı.Bunun için de geceleri uyurken rahattı.Diğerleri gibi saatlerce uykuya dalmayı beklemiyordu.Umarım onun gibi olacağım.Hayallerimin peşinden nereye gideceksem artık....
Karga ağlar mı demeyin.Ağlıyor işte.Nasıl mı? Kendisine uğursuz dediklerini duyduğunda...Doğru ya siyah mı siyah..Eee bir de ne zaman gaklamaya başlasa insanları sinir eder.Sonuç olarak pek sevilmez biz insanlar tarafından.Neden sevilsin ki..Ya da niye sevelim kargaları....Hoşumuza gitmez, gözümüze batar hep..Güneşli bir günde etrafı karartan canlı değil mi?...Biraz umursamayız onun duygularını...Geçen gün işte bu şekilde gözlerinden yaş akan bir karga gördüm.Sonra bir de baktım ki aslında karga değilmiş. Sadece insanların gözüne dış görüşü ile batan biriymiş.O anda fark ettim ki sırf dış görünüşü için insanları yargılayıp dışlıyoruz.Onlara hoşlanmadığımız hayvanlara nasıl davranıyorsak öyle davranıyoruz.Ne zaman bir karga ötmeye başlasa taş atarız ya işte onun gibi insanları sözlerimizle üzüyor ve uzaklaştırıyoruz.Farkında mıyız acaba yavaştan asıl kendi benliğimizin kargaya benzediğinin..İşte karganın gözünden yaş da böyle akıyordu....