Girişini unuttuğum ve sonucumun yazılmadığı bir hiyayeyim. Paragraflar arasında kaybolmuş bir durumdayım.... İyinin ve kötünün gözlerinin birbirinden ayıramadığı bir evrenin parçası olmuşken aslında kaçmaya çalışıyorum. Korkularım var ve bunları kabul edemiyorum. Kabul etmek cesaret işi olmaktan çıkınca kendine geliyorsun. Zamanın nasıl geçtiğini anladığını düşünsen de gerçekte öyle olmadığını biliyorsun. Bazı anlar olduğu yerde kalıyor. Unutmuş olsan da, yok olduğunu düşünsen de! Bir fısıltı her noktayı hissettiriyor tekrardan. Keşkelerimle beraber bu koşuşturmaca hangi satırda bitecek? Ya da bitecek mi?
21 Mart 2025 Cuma
6 Temmuz 2022 Çarşamba
Tuval
Yorucu bir gün, sevindirici bir gün, üzücü bir gün, hedefsiz bir gün, gülmeli bir gün, anlamsız bir gün, dinlenmeli bir gün, ağlamalı bir gün, kahveli bir gün, yenilgili bir gün, mutlu haberli bir gün, çığlık atmalı bir gün, heyecanlı bir gün, aşklı bir gün, kayıplı bir gün, saçma bir gün, umutsuz bir gün, umutlu bir gün, kabuslu bir gün, kahkahalı bir gün, vazgeçmeli bir gün, kalp kırmalı bir gün, arkadaşı üzmeli bir gün, deney yapmalı bir gün, ağlamalı bir gün, küsmeli bir gün, hasta olmalı bir gün, sorulu bir gün, gezmeli bir gün, paylaşmalı bir gün, sırlı bir gün, güvenli bir gün, yağmurlu bir gün, deniz kokulu bir gün, samimi bir gün, kelimelerle oynamalı bir gün ve yaşanılması gereken bir gün.... Hayat bu!!!!
Her değişim ve gün tuvalde kullanılan renk gibi aslında; rengarenk kısımlar olduğu gibi koyuların cirit attığı yerler de var. Mantık ve duyguların savaştığı noktalar... Karar ve kararsızlıkların birbirine cephe aldığı anlar; yorgunluğun ve bıkkınlığın birbirinin kapısını çaldığı dakikalar. Yaşanılan anlarla başa çıkılamayıp ertesi günü düşünmekten endişelenen insanların karmakarışık olduğu bir süreç... Bazen de farkına varmadan ruhlarının en zayıf olduğu anları renklendirmeye çalıştıkları bir sayfa. Kendilerini anlamaya çalışırken yanıltıcı renkleri kullandıkları bir an olabileceği gibi maskelemek için de yardımını isteyebildikleri fırça darbeleri. Mutluluk ve hüznün aynı yatağı paylaştığı, aşkın ve nefretin birbirini yenmek için uğraştığı portrelerin oluşturduğu anılar bütünü. Güven duymayı öğrenilen süreçlerin sonunda ne kadar narin olduklarını gösterdikleri bir serginin parçası olan tuvaller.... Hayal kırıklıklarını ve başarılarını birleştiren parmaklar... Hayat; insanın kendini kaybolmuş hissettiği bir yol, bir bakış açısı.... Sorgularının yapılmak için renk cümbüşünün yansıtıldığı tuval...
30 Haziran 2022 Perşembe
Ne Dersin İnsanoğlu?...
Gene ne oldu değil sorulması gereken bu sokakta yürüyenlere. Yan yana dizilmiş suskunlukların kapısını çalabilecek cesareti bulamayanların dinlenebileceği bir yol olması gereken bu sokakta çok mu acımasız oluyorsun İnsanoğlu??
Dinlemediğin her çocuğun hüznünü paylaşabilmeyi öğrenebilseydin keşke....Yazılmamış şarkılara nota olabilmeyi, sayfalara geçirilmemiş hikayelere sahip çıkabilmeyi başarsaydın neler değişirdi hiç düşündün mü? Masumiyeti barındıramadın kollarının arasında; vahşiliğinle, yok ediciliğinle, vicdansızlığınla şu evrende bir canavar yarattın. Ve bu durum katlanılmayacak kadar ağır geliyor bazılarına.... Suskunlardan biri oluyorlar veya vedalarına hazırlanıyorlar. Suçunu bir gün kabul edecek misin? Belki savaşmayı bırakıp yorgunluğunla dost olmayı öğrenirsin.... Kim bilir sende sonunda bizden biri olup bu sokakta yürümeyi kabul eder ve dünyamızı anlarsın. Ne dersin İnsanoğlu?
29 Aralık 2021 Çarşamba
O An....
Sorulan soru neydi? Verdiğin cevap dürüstçe miydi? Kendine kırıldığın kadar başkasına kırıldın mı? Kendini tanıdığını düşünüp daha önce görmediğin biri olduğunu anladığında ne tepki verdin? Başarıların hep başkasının olup başarısızlıklarının altında imzanın olduğunun farkına vardığında neydi hissettiğin? Günlüğüne dahi yazmaktan çekindiğin korkularınla yüzleştiğinde ne yapabildin?
Bu soruları her sorduğunda ne
kadar karamsar olduğunu fark ediyorsun. Aslında insan olduğunu anlıyorsun ya da
insan olmayı öğreniyorsun. Çıktığın keşif yolculuğunda neler yapabileceğini,
başarabileceklerinin sınırlarını görüyorsun. Yorgunluğunla bir köşede yığılıp
kalabileceğin gibi son adımlarını atmaya da uğraşabilirsin. Birinden destek
alabileceğin gibi kendini zorlayabilirsin de ne var ki unutmaman gereken eninde
sonunda geriye dönüp bakacağındır. Baktığında da bu soruları sorduğun anları
göreceksin. O sırada doğru yapıp yapmadığın değil mutlu olup olmadığın önem
kazanacak… Hayallerinin peşinden ne kadar gidebildiğini görmek isteyeceksin ve gördüğüne
inanamayabilirsin… Anılarınla barışacağın, kendini kabul edeceğin gün olacak geriye
baktığın gün… Ve kendine inanmadığın her ana şaşırabilirsin ama işte insan
olmanın getirisi bu. Pişmanlıklarının ve sevinçlerinin kazandırdıklarıyla rahat
nefes alıp ‘İnsan’ olduğun için gülümseyebileceğin an; umut etmenin ve
ilerlemenin, başarabilmenin ve başarısızlıklarınla yaşamanın sonucunun geldiğin nokta olduğunu görmenin zamanı olacak…
19 Aralık 2021 Pazar
Unutulmak İstemek
Kendimi yok etmek için daldığım bu sonsuzluğun içinde süzülüyorum sadece... Etrafımda başka insanlar var. Merak ediyorum neydi sebepleri... Benliklerinden vazgeçecek ne olmuş olabilirdi ki? Kendimi düşünmüyorum. Düşünmek istemiyorum. Kaçmadım ama bıraktım. Bana yazılan perdeyi oynamadım. Belki de vazgeçişimle özgürlüğümü kazanmışımdır.
2 Eylül 2021 Perşembe
Veda Etme Zamanı...
7 Haziran 2021 Pazartesi
Siyah'ın Renk Cümbüşü ile Buluşması
13 Kasım 2020 Cuma
Kendimle Dürüst Olmalıyım
Benliğimden nefret ediyorum. Bunu kabul etmek kolay değil demeyeceğim. O kadar basit ki... Bir insanın neden kendini sevmediğini herkes merak eder ama ben etmiyorum. Çünkü ben kendimi sevmiyorum. Hem de hiç... Kendinize hiç düşman gözüyle baktınız mı? Ben her gün her saat bunu hissediyorum. Aynaya baktığımda karşımda sevgiyi hak etmeyen, ruhu kirli olan bir varlık var. Bu yüzden bakmam aynalara....Sırf ruhumun iğrençliğini görmeyeyim diye... İyiliğin ne olduğunu bilse dahi hak etmediğini düşünen birinin gözlerini görmeyeyim diye...
Bahanelerin arkasına saklanıp, başkalarının üzerine suç atmaya çalışmanın mantığı yok. Kime sorarsanız sorun geçip benim için hırslı, güçlü, aklına koyduğunu yapan biri diyecektir. Halbuki tam tersi korkağın tekiyim. Sadece bir kıyafet gibi üzerime giydiğim karakterden başka bir şey değil insanların saydıkları... Kaçmanın en kolay yolu yaptığın şeyi bırakmak değil tam tersine kendi çemberinde dönmeye devam etmektir benim için.
Kalbim temiz değil hele ki ruhum, zihnim ise kapkaranlık... Kötülüğün varlığına en iyi örnek benim. Bencilliğimle gurur duyan biri olarak yaşıyorum. Garip değil mi? Fedakarlık yaptığını söyleyerek hareket eden birinin bencil olduğunu söylemesi... Başkalarının beni tebrik etmesi umurumda değil. Herkesin yapabileceği şeyleri yapıyorum. Bundan dolayı da dönüp ne kadar başarılı olduğumu duymanın zerre kadar önemi yok...
Kaç kitap okumuşum, kaç dil biliyorum, insanlarla ilişkilerim ne kadar muhteşem.... Bunların ne önemi var ki? Çevresine zarar veren, varlığıyla kirleten biri dil bilmiş, kitap okumuş, hayatında ilerlemiş ne olacak ki? Amaçsızca gelecek planları diye tutturup gidiyorum. Kime ne yararım var bu dünyada? İnsanlara, sevdiğim dediğim kişilere sorun olmaktan başka neye yaradım ben bugüne kadar?
Ölüm kurtuluş mu? İntiharın kurtuluş olduğunu düşündüğüm anlarım var... Yolda yürürken araba çarpsa da ölsem dediğim, bina üstüme yıkılsa, elimdeki asit şişesi kırılsa ve ayaklarımı yok etse... Belki inanmayacaksınız ama bazen deney sırasında kullandığım iğneyi damarıma batırıp hava kabarcığı veresim geliyor.... Kışın dahi pencere açık uyurum. Belki zatürre olurum da sonunda bir şekilde ölürüm diye...Ağrılarımı umursamam. Başkaları fark etmedikçe geçip doktora gitmem... Grip olunca ilaç alsam dahi kullanmam sırf durumum daha da ağırlaşsın diye... Kendime bunları neden yaptığımı bilmediğimi söylemeyeceğim. Kendimi yok etmek için uğraşıyorum .Beni neyin durdurduğunu bilmiyorum veya buraya bu kadar kolayca yazdığım için bunlara inanmayacaksınız. Ama insan kendini bilmeli değil mi? Hani 'En çok gülen en yaralıdır' anlamına gelen bir deyiş vardır. İşte ben tam da o deyişin konusuyum. fotoğraflarda gülüyorum. Yanımda birileri varken gülüyorum. Arkadaşlarımla konuşurken gülüyorum. Ama gece olunca yatağa uzanıp karanlıkta tavana baktığımda aklımdan tek geçen düşünce 'Yalancısın sen.' oluyor. Ve en büyük yalanım her zaman dürüst olmak... Başkalarına dürüst olmak... Çünkü ancak bu şekilde kendime yalan söylemeye devam ediyorum.
Kendimle dürüst olmalıyım desem de hala bahanelerin arkasına saklanıyorum.... Kim bilir belki gerçekten bir gün gerçeği kendime itiraf edebilirim. Karanlığım beni yok ettiğini kabul etsem dahi hala saklanıyorum... Renkli kalemler, kağıtlar arkasına... Kendi siyahlığımı ancak bu şekilde kamufle edebiliyorum... Hadi gülümseyeyim ve pencereyi açayım... Uyuma vakti...
9 Temmuz 2020 Perşembe
Merhaba Hayat!
Zaman geçiyordu. Saniyeler dakikalara döndü, dakikalar da saatlere... Kaç gün geçtiğini bilmiyordu. Güneşin doğuşunun ve batışının farkındaydı ama.... Daha fazlası yoktu.
Sonunda gözleri ışığa alıştı. Aklında sürekli sözcükler uçuyordu. Daha önce hiç kullanmadığı halde ne anlama geldiğini bildiği binlerce kelime...Etrafındaki insanları daha iyi fark etmeye başladı. Camdan kendisine sürekli bakan kişilerin kim olduğunu anlamasa da bir düzen olduğunu biliyordu. Her iki günde bir yeni bir kişi geliyordu. Sürekli ellerinde bazı belgeler ve yaptıkları kontrollerin sonuçlarını kaydetmeleri... Neyi kontrol ediyorlardı veya neden kontrol edilmesi gerekiyordu?
Korkuyordu. Aslında neden korktuğunu bilmiyordu ama işte korkuyordu. Kimim ben diye düşünüyordu. Aklından geçen tek düşünce buydu.
Kapı yavaşça açıldı ve içeri bir kadın girdi. Göz göze geldikleri anda bir sıcaklık hissetti. Kalbinin hızlı çarpmasına sebep oldu ve zihninde bir gülümseme canlandı. Çekingence elini uzattı ve yanağına dokundu. Sıcacık, yumuşak ve üzüntü doluydu. Neden dercesine tekrardan gözlerine baktı. Niçin üzülüyordu ki? Anlamıyordu.
Tam kadın ağzının açıp konuşacakken kontrolcülerden biri kulağına eğilip bir şeyler fısıldadı. Bunun üzerine odadan çıktı. Kontrolcü makinalara yaklaşıp bazı düğmelere dokunuyordu. İşini bitirip dışarı çıktığı sırada odaya başkaları girdi. Kolundaki iğneleri çıkarttılar. Bir tekerlikli sandalye getirdiler ve yatağa yaklaştırdılar. Yavaşça onu hareket ettirip sandalyeye oturttular. Nereye gidiyordu ki? Yaklaşık beş dakika sonra başka bir odaya girdiler. Karşısında bazı ekranlar ve ayakta duran insanlar vardı. Ona yavaşça yaklaşan kadın kafasına birkaç kablo bağladı. Bir anda zihninde görüntüler oluşmaya başladı. Karşısında biri vardı ve konuşmaya başladı.
'Merhaba, kim olduğunu merak ediyorsun biliyorum. Şu anda bunu anlamak çok zor.'
Neye uğradığını şaşırdı.' Bu ne demekti? Nasıl yani? ' diye düşündü. Sonrasında yavaşça bazı anılar canlandı. Tam bu sırada video başladı.
'Merhaba, zihin birleştirme programına hoş geldiniz. Zihniniz önümüzdeki saatlerde tamamıyla bedeninizle uyumlu hale gelecek ve anılarınızla beraber hayatınızı da alacaksınız. Sevdiklerinizle beraber bu binadan rahatlıkla çıkacaksınız ama sizi uyarmalıyım ki bir süre uyum sorunları yaşayabilirsiniz. Ama hadi hayatınıza MERHABA diyelim.'
Video durdu. Bu da neydi? Zihin birleştirme programı mı? Hayatını geri mi alacaktı? Hangi hayat? Sevdikleri mi? Bu beden kimindi o zaman? Sorularının cevabı neydi? Ve O KİMDİ??? Kimin hayatına MERHABA diyecekti?
22 Haziran 2020 Pazartesi
Sevmek?
Sevmek mi önemli yoksa konulan kurallara uymak mı? Toplum kurallarını mı önemsemelisiniz yoksa saf değerden doğan bir duyguyu mu? Ailenizi mi karşınıza almalısınız yoksa kalbinizle bağlandığınız kişiyi mi? Neden başkalarını düşünmek zorunda kalırsınız sevmek sizinle alakalı iken....
Büyüdüğünüz toprak parçasının bir önemi var mıdır sevebilmek için? Giydiğiniz kıyafetin veya saçınızı nasıl kestirdiğinizin? Neden bunları umursamak zorunda kalırsınız?
İnsanoğlu çok garip bir varlık. Dillerinin ucunda hep hiçbir şey umrumuzda değil der. Sadece sevmek, sevilmek istiyorum dese de başkasına gelince yargılar, eleştirir ve küçümser. En büyük aşk, sevgi, mutluluk uyandırıcı etkinlik kişinin kendisinin yaşadığıdır. Başkası ondan daha güzelini veya mutluluk dolu olanını yaşamamıştır ve yaşayamazdır. Eğer varsa böyle biri kendisini küçük görür ve asla ama asla sorun olmayacak konuları büyütür. Diğerleri düşmanı olmuştur artık. Savaşmak zorundadır. Kendini kanıtlamalı ve kazanmalıdır. Göstermelidir ne kadar muhteşem olduklarını... Aşk veya sevgi değildir artık önemsedikleri... Kıskançlık, başkasının eksikliklerinden tatmin olma çabası,.. Acaba o zaman mı saf olmamaya başlar? Kalpleri o zaman mı kararmaya ve artık gerçek duyguları görmemeye başlar? Ve acaba bu değişim midir artık herkesi gerçekten sevmekten alıkoyan? Sadece sevebilmek isteyen birinden bun şekilde hareket eden birini nasıl yaratmıştır toplum?
Sorulması gereken o kadar çok soru var ki... Sanki gözlerimizi kapatıyor ve kendimizi hiç olmak istemediğimiz bir akıntıya bırakıyoruz. Zihnimizi bize yaklaşan her türlü sorguya kapatıyoruz. Sorgulanmak istemiyoruz bir yerden sonra... Verecek cevabımız olmadığından veya sevmeye başladığımızda olduğumuz kişiyi unuttuğumuzdan olabilir mi?
Sevmek için bu kadar kendimizi zorlarken sevilmeyi beklemek mümkün müdür? Bize sevene de sınırlarımızı koyar mıyız yoksa kendimize yaptığımız kötülüğü yok mu etmeye çalışırız onların duygularıyla... Bu yüzden midir acaba bir noktaya odaklanırız. Kendimizi değiştirmemeye ve zaman harcamaktan hoşlandığımız bazı hobilerde kalmaya çalışmamızın arkasında bu mu vardır?
Düşünmemek için elinden geleni yapanların dünyasında safça sevebilmek o kadar zor ki. Belki de bu yüzden sevemiyorum artık hiçbir şeyi... Belki de budur perdelerin arkasına saklanmamın sebebi... Hatırlayamadığım, saf sevgiyi kaybettiğim içindir... Kim bilir bir gün tekrardan görebilirim gülümsediğimi sadece sevildiğim için... Kim bilir....
23 Ekim 2019 Çarşamba
O, Bir Seyyah!!!
22 Temmuz 2017 Cumartesi
Bazen.....
16 Temmuz 2017 Pazar
Zor Olsa Da!!
27 Mart 2017 Pazartesi
Deniz Kokusu
23 Ocak 2017 Pazartesi
Saygı veya Sorun?
İlki minibüs beklerken yanımdaki kişinin sigarasından başladı. Adam tam minibüs geldiği anda sigarasını söndürmeden yere attı. Normal gelebilir bu durum. Ancak sadece iki adım ilerisinde, minibüse daha yakın, bir çöp kutusu olması işin acı tarafıydı. Haliyle kişiyi bu konuda uyardım. Bana ' Teşekkür ederim' diyerek cevap verdi. Şimdi bununla alakalı sormak istediğim şey bu teşekkür edilecek bir şey midir? Yaptığın hatanın farkında değil misin? Veya çöp kutusunu ki görülmemesi imkansız göremiyor musun?
İkinci durum minibüse binince karşıma çıktı. Toplu taşıma araçlarında sigara içmek yasak. Hatta yakın bir zamanda bundan dolayı bir şoförü hem İETT'ye hem de polise şikayet ettim. Bu seferki durumda aynı konuyla alakalıydı. Şoför minibüste sigara içiyor ve kimsede bir şey demiyordu. Haliyle uyardım. En azından uyarınca sigarayı söndürdü. Bu durumla alakalı aklımdaki soru para cezası olduğu halde toplu taşımalarda sigara içme hakkını insanlar kendilerinde nasıl buluyorlar. Gelelim illaki uyarmak zorunda mıyız? Belki alerjisi veya astımı olan yolcular vardır. Şoför bunu düşünmek zorunda değil mi? İşin diğer tarafı yolcular bunun yasak olduğunu bilmiyor mu? O zaman neden uyarmıyorlar? Uyarmak ve doğruyu göstermekten neden çekiniyoruz? Bana dokunmayan yılan bin yaşasın mantığı nedir? Sigara içilmesine karışma hakkım bulunmuyor ancak kurallarla sabitlenmiş olayları göz ardı etmeye çalışmak neden?
Üçüncüsüne gelirsek bir bayanın oturan gençlere karşı tutumu dikkatimi çekti. 'Yaşlılar ayakta gençler oturuyor.' Şimdi kadının gözünden bakıldığında bu bir saygısızlık durumudur. Sonuçta ben dahil genç insanların orada oturması bir sorun oluşturmaktadır. Ne var ki bir genellemeyle bu cümleyi kurmuş olması rahatsızlığımın bulunmasından dolayı dikkatimi çekti. Sadece ayak tabanımdan dolayı çoğu zaman oturmak zorunda kalıyorum. Oturacak yer yoksa bile normalde ayakta durulan yerde de oturuyorum. Birkaç ay önce sırf bu ağrılar yüzünden ayağıma basamamış ve günlük hayatımdan uzak kalmak zorunda kalmıştım. Şimdi bu durum bilinmeden bir cümle kurulması beni rahatsız ediyor. Doğrudur yaşlılara yaklaşımlarımızda bazı noktalarda dikkat etmemiz gerekiyor ve herhangi bir problemi olmayan insanların kesinliklede yer vermesi gerekir. Fakat 40 yaşında birinin 'Ben yaşlıyım, bana yer ver demesi.' durumuna ve bunun bu şekilde herkesi kapsayacak bir şekilde dile getirilmesine karşıyım.
Dördüncüsüne baktığımızda gene kuralların ihlal edilmesiyle yirmiden fazla kişinin hayatının tehlikeye girmesi sonucu ortaya çıkıyor. Minibüs aşağı yoldan geldiği için trafik kurallarına göre öncelikli durumdadır. Fakat yukarı yoldan gelen araba bunu göz ardı ederek neredeyse minibüse çarpacak ve minibüste bulunan kişilerin hayatları tehlikeye girecekti. İşin komik tarafı karşıdaki arabanın sürücüsü suçlu olmasına rağmen bağırmaya ve küfür etmeye başladı. Bu sırada şoförümüz minibüsten indi. Yolcuların tepkisi ise beni daha da şaşırttı. Biri 'Bırak yaşlı adam, dalaşma.' ve başka biri 'Yaşlı adama artistlik mi yapılır?' dedi. Bende haliyle bu durumda yaşanacak olayı 'Yaşlı olması burada bulunanlardan birinin ölümüne sebebiyet vermesi halinde önemli olmayacaktı.' dedim. Bunun üzerine yolculardan biri 'Ehliyetini almak lazım belli bir yaştan sonra.' diyerek daha da şaşırmama sebep oldu. Gelelim olaya kural belliyken neden hakarete ve küfre başvuruyoruz? Hatamız belliyken... Veya birinin yaşlı olması kuralları bozduğu zaman uyarılmaması için bir sebep midir? Yaşlı olmanın ne tür bir hakkı vardır bu noktada? Bununla beraber uyarmak ne zamandan beri artistlik oldu? Tek bir olay bu kadar soru oluşturuyorsa...
4 farklı olay ve insanların yaklaşımları. Düşünülecek ve sorulacak o kadar çok soru var ki.. Üzülmemek elde değil. Bu kadar kötü durumdayken biz ne yapmalıyız? Bunu değiştirmek için mesela?
Ben bir kişiyim. Elimden geleni yapsam da ....
27 Haziran 2016 Pazartesi
Yenildim Sanırsam!!!
1 Eylül 2015 Salı
Son Günlerde BEN....
Uzun bir aradan sonra buraya yazmaya devam ediyorum. Bazen kendime kızıyorum bundan dolayı...Ne kadar yoğun olsam da yazmaktan asla vazgeçmemem gerektiğini söylerdi babam...Ancak olsun. Sonuçta yazmak biraz da ilham isteyen bir iş...
Neyse efendim...Yeni bir dönem başlıyor. Artık son noktaya gelmek üzere olduğum bir yüksek lisansla meşgulüm. Belki de hayallerimin peşinde koşmaya artık daha yakınım...Kim bilir ne olacağını değil mi...
Yakın bir zamanda Kore'ye seyahat ettim. Çok güzel arkadaşlıklar kazandım ve anılarla döndüm. Bana kattıklarıyla yeni bir yol haritası çizeceğim. Aslında bir kapı oldu benim için. Ve bu kapıyı da aralama vakti geldi de geçiyor bile....
4 Nisan 2015 Cumartesi
Hayaller? Özgürlük? Koca Bir Yalan!!
27 Mart 2015 Cuma
Kapıyı Çalan Geçmiş
Cama vuran yağmurun sesi dolduruyor odayı. Kaçışım canlanıyor gözümün önünde. Sadece bir hırkayla çekip gittiğim gün...Geçmişin tozlu raflarında beni bekleyen acılar..İstemiyorum. Zarfı açmamalıyım. Uzaklaşabilir miyim? Cevabı benden daha iyi kim bilebilir ki?
Zarf yere düşerken gözümden akan bir damla yaş. Vakti belki de geldi yüzleşmenin...Düşünülecek o kadar çok şey var ki...